Ajandam

Dört Çeşit İnsan Vardır

Dört çeşit insan vardır: Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen: O bir aptaldır-uzak dur. Bilmeyen ve bilmediğini bilen: O basit bir insandır.-Öğret!. Bilen ve bildiğini bilmeyen: O uykudadır.-uyandır. Bilen ve bildiğini bilen: o akil insandır. – takip et.  

 Lady Borton  
 

 

Kedi

Bikaç arkadaş arabaları ile yolda giderlerken, kötü şans bu ya, bir kedi arabanın önüne atlıyor, bunlar da kediye "küüt!" diye çarpıyorlar, hemen iniyorlar, bakıyorlar ki yolun kenarında bir kedi hoplayıp zıplıyor, "ulan" diyorlar, üzülüyorlar, "bari can çekişmesin, öldürelim" diyorlar.. Arabaya bakıyorlar, bi beyzbol sopası var.. Alıyorlar sopayı başlıyorlar kediye vurmaya.. O sırada kenardakı binadan bir kadın olayı görüyor ve basıyor cığlıkları, "ne yapıyorsunuz kedime! Niye vuruyorsunuz? hayvan düşmanları!...  (Kalay)".. adamlar olayı kadına anlatmaya çalışıyorlar, ama kadın açıklama dinleyecek durumda değil, feryat figan... Kadın polis cagiriyor, hemen polis geliyor (Demekki yabancı bi ülkede geçiyor olay!!..).. Neyse geliyo polis, "Napıyonuz siz bakiiim?" diyor.. Adamlar da anlatıyorlar.. "Kediye çarptık, can çekişiyordu, acıdık, can çekişmesin dedik, sopa ile öldürdük". diyorlar.. Polis de "nerden belli kediye çarptığınız, ispat edebilir misiniz?" diyor.. adamlarda, "Ummm, nasil ispat edelim" felan derken.. "aaa!" diyorlar, "kediye çarptıysak arabanın üzerinde kan izleri felan vardır herhalde, gelin memur bey, arabaya bakalım, kan izi herhalde ispatımız olur"... "tamam" diyorlar, arabaya gidiyorlar... Bakıyorlar: Arabanın önüne yapışmiş, pestili çıkmış bir KEDi!..
 

 
 

Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez   

 Montaigne  
 

 

Diyojen

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü
filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka
hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe
geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben
bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek
gayet sakin şu karşılığı verir:

 - Ben çekilirim!!
 

 

Ümit

Titanic Faciası’nda bulunmuş bir kadın,kuzay kutbunda buzdağına çarparak batan o geminin 3 binden fazla yolcusunun korkunç çığlıklar arasında denize garkoluşu sahnelerini çocuğuna anlatırken, çocuğu ona sorar: “Anne, o çığlıkları unutamıyorsundur,değil mi?”

Annesi cevap verir: “Hayır evladım, o çığlıklar yine de bir ümit ışığıydı. Birkaç dakika sonra ortalığı kaplayan ve çığlıkların artık tamamen kesildiği o korkunç sukutu unutamıyorum, benim aklımdan çıkmayan, asıl o sukutun korkunçluğu..”
 

 

Hangisini Düzeltmeli

Bir kadın kocasına sormuş:

“Kuzum efendi, bir gün vaiz camide bir şey hikâye etmişti. Mısır’da bir kadın evliya varmış. Bir kız yerden çıkmış,keçisini boğmuşlar. Sen böyle şeyleri bilirsin, bunun aslı nedir?”

Adam uzun bir “lahavle..” çektikten sonra:

“A kadın demiş, hangi bir yanlışını düzelteyim? Senin dediğin yer Mısır değil Filistin, Arz-ı Ken-an. Senin dediğin kadın değil, erkek. Senin dediğin evliya değil peygamber, Hazreti İbrahim.Senin dediğin gibi  kız değil,oğul, Hazreti İsmail. Senin dediğin gibi o yerden çıkmadı, gökten indi. Senin dediğin gibi o keçi değil,koyun. Senin dediğin gibi onu boğmadılar, boğazını kesip kurban ettiler!”
 

 

Kurabiye Hırsızı


Bir gece genç bir kadın havaalanında uçağının kalkmasını bekliyordu. Daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket de kurabiye alıp, kendisine oturacak bir yer buldu ve kitabını okumaya başladı. Kendisini okumaya öyle kaptırmıştı ki, yanında oturan adamın aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını paket yarıya geldiğinde fark edebildi. Görmezden gelmeye karar verdi. Gözü bir yandan da saatteydi, 'Kurabiye hırsızı' yavaş yavaş kurabiyelerini tüketirken.Her kurabiyeye uzandığında adam da uzatıyordu elini. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca "Bakalım şimdi ne yapacak?" dedi kendi kendine.Adam yüzünde bir gülümsemeyle son kurabiyeyi aldı, ikiye böldü. Yarısını ağzına atıp, diğer yarısını kadına uzattı. "Aman Tanrım, ne cüretkar ve kaba bir adam" diye düşündü kadın. Hayatında bu kadar sinirlendiğini hatırlamıyordu.
   Uçağının kalkacağı anons edildiğinde eşyalarını topladı ve dönüp 'Kurabiye hırsızı'na bir kere bile bakmadan çıkış kapısına yürüdü.
   Uçağa bindi, koltuğuna oturdu. Bitmek üzere olan kitabını almak için çantasını açtı ve çantanın içinde duran bir paket kurabiyeyi gördü.Adamın onunla kurabiyelerini paylaştığını ve özür dilemek için çok geç olduğunu anladı üzüntüyle. Kaba ve cüretkar olan 'Kurabiye hırsızı' kendisiydi.
 

 

Adalet

İbn Halef anlatıyor: İki kişi valiye gidip şikayette bulunurlar. Vali, aralarında hüküm veremez. İkisini de  döver ve “Allah’a şükür olsun, onlardan haksız olan elimden kurtulamadı” der.
 

Puro


Kuzey Carolina'nın Charlotte kentinden bir adam çok değerli ve ender bulunan bir markadan bir kutu puro satın alır ve bunları YANGINA karşı sigortalar. Bir ay içinde söz konusu adam tüm puro stokunu tüketir ve geriye sadece bir sigorta primi ödemesi kalmışken, sigorta şirketine bir zarar tazmini talebinde bulunur. Vatandaş başvurusunda purolarını "küçük çaplı seri yangınlar" sonucunda yitirdiğini ifade eder.

Sigorta şirketi, adamın purolarını alışılmış yöntemler ile tükettiği gerekçesi ile ödeme yapmayı reddeder. Bunun üzerine adam mahkemeye başvurur.....ve davayı kazanır. 

Hakim, kararını verirken, adamın elinde puroların sigorta ettirilebileceğini garanti eden bir poliçe bulunduğunu, sigorta şirketinin de puroların "kabul edilemez yangınlar" tanımlaması yapmadan bunları yangına karşı sigortalamış olduğunu ve buna göre de zararı karşılamak ile mükellef olduğunu belirtir. Uzun sürebilecek ve masraflı bir mahkeme sürecinden kaçınmak için, sigorta şirketi hakimin vermiş olduğu kararı kabul eder ve adamın "yangınlar" sonucu yitirmiş olduğu ender purolar için 15,000 USD tazminat öder.

İşin komik kısmı ise yeni başlıyor:

Adamın kendisine verilen çeki tahsil ettikten sonra, sigorta şirketi kendisini toplam 24 kundakçılık olayı nedeni ile tutuklatır. Adam, kendi sigorta poliçesi ve bir önceki davadaki ifadeleri kendisine karşı delil olarak kullanılarak, ender bulunan puroları bilerek ve kasıtlı olarak yakmaktan suçlu bulunur ve 24 kez 1 aylık hapis cezasına çarptırılır.
 

 

Kim Renkli


Sevgili Beyaz Adam,
Doğarım, siyahım
Büyürüm, siyahım
Güneşlenirim, siyahım
Üşürüm, siyahım
Korkarım, siyahım
Hastalanırım siyahım
Ve ölürüm, hala siyahım

Ve sen Beyaz Adam,
Doğarsın, pembesin
Büyürsün, beyazsın
Güneşlenirsin, kızarırsın
Korkarsın, sararırsın
Hastalanırsın, yeşilsin
Ve ölürsün, grisin
Ve hala utanmadan bana renkli dersin...
 

 

KUNDAKÇI


Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar. Juan, 'Yalnızca kum' diye yanıt verince polis, 'Aç bakalım çantaları' der. Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka birşey bulamaz. Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur. Polis, çantalarını Juan'a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.

Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan'ı gene durdurur, didik didik arar, birşey bulamaz ve Juan'ı serbest bırakmak zorunda kalır.

Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder. Bir gün emekli polis Meksika'da bir barda otururken Juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır, 'Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım. Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağından emin olabilirsin.'

Juan gülümseyerek yanıtlar, 'Motosiklet'

 

 

BAROMETRE ILE BIR BINANIN YUKSEKLIGI NASIL OLCULUR


Kısa
bir sure önce, benden bir fizik sınavı puanlamasında hakemlik yapmamı isteyen meslektaşımdan çağrı aldım. Meslektaşım fizik sınavındaki bir soruya verdiği yanıt nedeniyle öğrencilerinden birine "sıfır" puan takdir etmişti. Öğrencisi de "eğer puan yöntemi adil olsaydı, en yüksek puanı alacağını" iddia etmekteydi. Meslektaşım ve öğrencisi sonunda verilen yanıtı, tarafsız bir hakeme puanlatmak için anlaşmaya varmışlardı. Hakem olarak da beni seçmişlerdi. Arkadaşımdan çağrıyı alır almaz, kendisine uğradım ve sınavda sorulan soruyu okudum: "Barometre yardımıyla yüksek bir binanın yüksekliğinin ne şekilde saptanacağını gösterin." Öğrencinin yanıtı da şöyleydi: "Barometreyi binanın en üst katına çıkarırız. Barometrenin ucuna bir ip bağlar ve yukarıdan caddeye sarkıtırız. Tekrar ipi yukarı çeker ve ipin uzunluğunu ölçeriz. İpin uzunluğu bize binanın yüksekliğini verir." Yanıt çok ilginçti, fakat öğrenciye bunun için puan verilebilir miydi? Öğrencinin, soruyu tam ve doğru biçimde yanıtladığından, bu sorudan tam puan almak için güçlü bir nedene sahip olduğunu anladım. Diğer taraftan öğrenciye tam puan verilecek olursa, öğrenci fizik dersinden yüksek bir notla geçecekti. Yüksek bir not ise öğrencinin fizik dersiyle ilgili davranışları kazandığının göstergesiydi, fakat sorunun yanıtı onun fizik bildiğini ortaya koymuyordu. Bunun üzerine öğrenciye ayni soruyu bir daha yanıtlamasını önerdim. Anlaşmaya vardıktan sonra, öğrenciye soruyu yanıtlaması için 6 dakikalık bir sure tanıdım ve yanıtın içinde onun fizik dersinde kazandığı davranışları ortaya koyması gerektiğini söyledim. Beş dakika geçmesine karsın, öğrenci hiçbir şey yazmamıştı. Başka bir sınıfta dersimin başlamak üzere olduğunu söyleyerek yanıt vermekten vazgeçip, geçmediğini sorudum; fakat öğrencinin cevabi: "Hayır vazgeçmedim" seklindeydi. "Bu soruya verilebilecek pek çok yanıtı olduğunu, bunlardan en iyisini seçmeye çalıştığını" belirtti. Karıştığım için özür dileyip, soruyu çözmeye devam etmesini söyledim. Bir dakika sonra öğrenci yanıtını verdi: "Barometreyi binanın en üstüne çıkarırım ve çatı katından aşağı eğilerek barometreyi bırakırım. Bırakır bırakmaz kronometreyle zaman tutmaya baslarım. Barometre yere çarpar çarpmaz kronometreyi durdurur ve "h= 1/2 * g t^2" (h eşit bir bolu iki g t kare) formülü ile binanın yüksekliğini hesaplarım." Bu yanıt karsısında, meslektaşıma devam etmek isteyip istemediğini sordum. Meslektaşım öğrenciye hak ettiği puanı vereceğini söyledi. Tam yanlarından ayrılırken öğrencinin "pek çok yanıtı bulunduğunu" söylediğini hatırlayarak, diğer yanıtların neler olduğunu sordum. "Evet, barometre yardımıyla yüksek bir binanın yüksekliğini bulmanın pek çok yolu vardır" dedi. "Örneğin, güneşli bir günde dışarı çıkar, hem barometrenin gölgesini hem de barometrenin boyunu, daha sonra da binanın gölgesini ölçerek, basit bir oranlamayla yüksekliğini bulabiliriz." "Çok güzel, diğer yöntemlerin nedir?" diye sordum. "Çok basit bir yöntem daha var ki onu siz de beğeneceksiniz. Bu yöntemde, barometreyi elimize alır ve binanın merdivenlerinden en üst kata doğru tırmanmaya baslarız. Merdivenleri tırmanırken barometrenin boyu kadar duvar boyunca işaretleyerek ilerleriz. Daha sonra işaretleri sayarız ve işaretlerin sayısı bize barometrenin birimi cinsinden binanın yüksekliğini verir. Bu yöntem doğrudan ölçmeye örnektir." Daha karmaşık bir yöntem isterseniz, bunun için barometreyi bir ipin ucuna bağlar ve sarkaç gibi sallamaya baslarsınız. Böylece en alt katta ve binanın en üstünde "g" değerini saptayabilirsiniz. Bu iki g değerinin farkından ilke olarak binanın yüksekliğini bulabilirsiniz." Sonunda öğrenci sözlerini şu şekilde tamamladı: "Eğer çözüm için, fizikle bir sınırlama getirmezseniz daha pek çok yanıt bulunabilir. Örneğin, barometreyi alıp alt kattaki kapıcının odasına gidersiniz. Kapıcıya eğer binanın yüksekliğini size söyleyecek olursa barometreyi ona vereceğinizi bildirir ve binanın yüksekliğini öğrenebilirsiniz."    

 

 

İKİ ARKADAŞ

İki fakülte arkadaşı yıllar sonra sokakta karsılaşır,

biri diğerini eve yemeğe davet eder...

- Oğlum bu ne ev böyle be, su salonun büyüklüğüne bak!

Nereden buldun bu kadar parayı birader? Duvarlarda

nadide tablolar...

- Gel göstereyim, gel su pencerenin önüne...

Şuradaki otoyolu görüyor   musun?

- Evet.

- 20 milyon dolar tuttu, 25 milyon dolara fatura

ettik, farkı cebe indirdik.

İki yıl sonra iki arkadaş yine  karsılaşır...

- Gel bu sefer ben seni davet edeyim, bize gidelim...

- Yuh!  Şuraya bak...

Vay anam vay! Oğlum sen bizim eve saray diyordun bu ne

böyle.

Bizimki bunun yanında müştemilat olmaz valla, saray

asıl burası.

- Gel  nasıl yaptığımı sana göstereyim, geç su

pencerenin önüne, bak   şurada otoyolu  görüyor musun?

- Hayır!

- iste !!!